PAYLAŞ

1948 yılında Maraş Pazarcık’ın Küçük Üngüt (Milyanlı – Mîllân) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu.
Şiire ve halk edebiyatına duyduğu ilgiyle yaklaşık 13 yaşlarında şiir yazmaya başladı. Özellikle eline geçen Nesimi, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin, Köroğlu, Karac’oğlan, Hallacı Mansur, Yunus gibi ozanlara ait kitapları okuyarak kendini geliştirdi.
Askere gidinceye dek köyünde yaşayan Ahmet Dümrül, askerlik dönüşü önce Antep’te, daha sonra İskenderun’da çalıştı.
1972’in ilk aylarında Almanya’ya gitti. Sonraki yıllarda hem Türkiye’ye hem yaşadığı yerlere ilişkin düşüncelerini dile getirdi. Birçok şair ve aşıkla tanışıp dostluk kurdu. Yaşadığı bölgedeki şairlerle birlikte içinde bulunda çalışma grubu ve kitapları aracılığıyla değişik toplantı ve şiir meclislerine katıldı.
Ahmet Dümrül’ün şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yayınlandı, değişik sanatçılar tarafından bestelenerek seslendirildi.
Şiirlerinin bir bölümünü »Ben Türkümü Söylerim«, (1999), »Dilimdeki Türkü«, (2000) »Ateşi Yüreğimdeki Türkü«, (2001), »Ayrılık Derin Yazılır«, (2002), »Ateşim Ol«, (2003) ve »Güzel İnsan«, (2007) adlı kitaplarda topladı.
kaynak : Dem gazetesi sayı 29/2003 – (MB)
*************
BENİ

Beni yanlış anlamayın
İnsanlığı arıyorum
Gözüm servete sanmayın
İnsanlığı arıyorum

Para elinde oyuncak
Rezile açmadım kucak
Sevgisi ateşten sıcak
İnsanlığı arıyorum

Bir yanım beni yemekte
Bir yanım yeti demekte
Tükendik kavğa etmekte
İnsanlığı arıyorum

Taş yüreği eritecek
Göz yaşımı kurutacak
Bu devranı yürütecek
İnsanlığı arıyorum

Nefrete yar olmadığı
Kurşunların delmediği
Üç beş puştun bilmediği
İnsanlığı arıyorum

Ahmet Dümrül bileceğin
Solar rengi geçer çağın
Bana sökermi yasağın
İnsanlığı arıyorum
*************
Göçebe hayatı sona erer ve Milyanlıların böyük bir bölümü buraya yerleşir bir kısmı Uzun gelişe bir kısmıda sokuda kalır, böylece üçe bölünmüş bir milyanlı doğar.
Önemli şahsiyetler Milli İbrahim Paşa, Temıre Milli, Tapo Ağa gibi bazı isimler bu güne kadar isimleri dilden dile bu güne kadar anılmıştır. Başta Dersim olmak üzere Alevilerin olduğu bir çok yerde Milli veya Mılan isimlerine günümüzde rastlana biliniyor. Osmanlı İmparatorluğu eyaletlere bölmüştü Milyanlılar Halep aşretine bağlıydılar. Kanıt olarak biz eski tarla tapularını verebiliriz ,Pazarck.Anrepe bağlıydı babalarınızın nüfüs cüzdanlarında yazılıdır. Bizim köyde Halep, Antep, Pazarcık, Cerit hatta Elbistan‘ıda saya biliriz. Bu arada yazın kışın hep göçebe hayatı yaşarlarmış. İklim şartları neyi gerektiriyorsa onu yaparlarmış ona göre hazırlanırlarmış. Örneğin Narlı ovasında bir zamanlar kaldıkları kesin olarak biliniyor. Ağcakoyunlu ile Cimikanlı köylerin yakınında iki yerin ismi Milyanlı yeri deniliyor. (vari Mılan) Yine Pazarcığın Bağdin köyün yeri Milyanlıların konak yeri denilir.
Ayrıca yayla dedikleri Engizek Dağı, Koç Dağı gibi bir çok yerde Milyanlı ismi geçer. Elimizde belgelere dayalı bir kayıt bulunmamaktadır. Maalesef sistem kendimizi ifade etmeye müsaade etmemiş. Tarih boyunca bizi baskıyla, zulümle, inkarcılıkla, dayatmayla idare etmeye çalışmışlar.
Bizim köy yakın zamana kadar çok az yabancı barındıran bir köydü. Bu bebek olayı dışında bir kaç yabancı aile var gerisi aynı soydan gelmiş söylentilere göre, yani muhafazakar bir toplum. Köy halkın birbirine karşı olan sevgisi saygısı bunca yokluklara, yoksulluklara , düzenlerin acımasız baskılara karşı birlik ve beraberliğini bozmamış, bu güne kadar dayanışma içinde geleneklerini sürdürmüşlerdir. Tabi biraz da Alevi inancına borçluyuz, yetmişlerden sonra zayıfladı ise yine de fazla zarar vermiş sayılmaz.
Göçebe bir yaşam sürdüklerinden dolayı Anadolu’nun bir çok köyleri gibi fazlaca övünecek bir kültür mirası bırakmamışlar. Tabi sebeplerinden biri de savaşlar, sürgünler ve katliamlardır. Çünkü Atalarımız hep doğayla savaşmak zorunda kalmışlar, can derdinden başka bir şeyi düşünecek zamanları olmamış. Tahminen 1830 ile 1860 yılların arasında yerleşik hayata geçmişler. 1915’lerde Ermeni katliamı başlıyor tam olarak bir tarih veremiyeceğim babamın teyzesi (Basa İsike)120 yaştan fazla yaşadı bu katlıamın tanıklarından idi. Onun deyimi ile bir gün Engizek’te yaylada köye gelirken Aksu’yun gözünde Alaçığ denilen (kayne hurukan) mevkide. Elbistan tarafında bir ermeni kafilesini askerler getirmiş. Sayıları 200-500 arası. Burada mola vereceğiz diye bırakıyorlar. Askerler çekilip gidiyor. Dört tarafında eşkıyalar ateş ederek Ermenileri öldürüyorlar.
Geriden bırakılan kap kacak ne varsa talan ediliyor. Ermenilerden kalan mutfak bakır kapların bir kısmı halen bizim köyde bazı evlerde var. Rivayete göre on sekiz yirmi yaşlarında çok güzel bir kızı öldürmüyorlar, Tapo Ağa‘ya getiriyorlar. Kız Tapo Ağa’ya ‘bütün sevdiklerimi öldürdünüz artık benim için yaşamın bir anlamı yok’ diyerek intihar ediyor.

O katliam yıllarında bizim köye de Minoz Ailesi adında bir aileyi saklıyorlar. Aslında bu aile bizim köyde yaşarmış. Minoz değirmen çalıştırırmış, tarla sürer eker biçermiş, ceviz yetiştirir, managozluk, duvarcılık yaparmış. Boş zamanı olunca komşularına yardım edermiş; ne iş olursa olsun. Köylüler tarafından çok sevilen bir aile oldukları için köyden gitmelerini kimse istemezmiş. Görgü tanıklarının verdiği tarihi tam hatırlayamıyorum. Tahminen 1935-40’larda, kim şikayet etiyse bilinmiyor; Bir gün Hellete tarafında on bir kişilik bir infaz timi geliyor. Minoz ailesini bir akşam üstü topluyorlar köyün batısına düşen dereye götürüyorlar. Koyun keser gibi boğazını kesip aileyi yok ediyorlar.Aile beş kişilik bir aile. O sırada ailenin tek oğlu on beş yaşlarında, komşuya tuz almaya gitmiş, eve gelişinde evde kimseyi bulamayınca. Komşulara soruyor komşular diyor ananı babanı kardeşlerini kesmeye götürdüler sakın gitme biz seni saklıyalım diyorlar. Çocuk elindekileri olduğu gibi yere döküyor. Kendisi gidiyor teslim oluyor tabi onuda kesiyorlar. Bu gün o derenin adı MİNOZ deresi mezarlarıda tepenin başında. Bizim köy anlıyacağnız yerleşik yaşamı Minoz ailesinden öğrenmiş. Milyanlı’da 1950‘lere kadar Türkçe bilen yoktu daha evveli bilenler ise askerlikte, seferbirlikte öğrenmişlerdi.
Türkler 1070’lerde Anadoluya gelmişler. Bu bölgede daha önceden yerleşik medeniyetlerin izi var. Örneği köyün üst tarafı Dımdımık dedikleri iki odalı taşta oymalı bir ev var. Burası keski çekiçle oyulmuş bir mağara tipi ev. Öte yanda Üngüt deresinde köye doğru baktığında Üngüt Köyün alt kısmında ejdarha gibi boylu boyunca uzanan bir kaya var. Kayanın doğu kısmında yerden yukarıya doğru 30 -40 metre tırmanırsanız muazam kapılı, tek odalı ikinci bir eve rastlarsınız, evin içi yine keski çekiçle oyulmuş içeride yatak yeri av malzemsini asacak taşta oyulmuş çengeli görürsünüz. Evin kapısının genişliği bir metreye yakın yüksekliği yüz eli yüz altmış santim boyunda bir sanat şaheseri.(Kıneh Pale) Ayrıca Ak pınar denilen pınar, çekilecek dağın ortalarında çıkan suyu buz gibi olan bir pınar. Çocukluk yıllarımda köylü evlerini badana etmek için gider oradan beyaz toprak getirirdi. Orası bir kireç ocağıdır. Bu denli beyaz toprağa dünyada ender rastlanır. Köyün batısında mermer yatağı bulundu. 2003’te mermerin çıkarılması çok zor olduğundan kısa bir aradan sonra vaz geçtiler. Eskiden Üngüt Suyun gözü ziyareti ama şimdi unutulmuş gibi.
Köyün alt yapısı
Köye ilk okul 1950’de yapıldı
2.ci defa 1974’de inşa edildi
Akpınar suyu köye 1959da getirildi
Elektrik 1983de çekildi
Telefon 1996da geldi
Pazarcıta 1991de alıp Cerite bağladılar
Komşuları
Doğuda: (Kulyanlı)Bayırlı Güney doğuda: Çerkezler
Güneyide :Sakarkaya(adı gibi sakar) Batıda :Bölük damları
Kuzey batıda: Oruçpınarı Kuzeyde:Cerit
Ahmet Dümrül
Sututtgart
18.08.2010
*yazının bir kısmı tawdilo.com sitesinde alınmıştır. (binboga.org)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here