PAYLAŞ

”Aşık Kalender Eren 10 Kasım 1942 yılında K.Maraş’ın Elbistan
ilçesine bağlı Kösehiye köyünde doğdu. ”  (Köseyahya Köyü – Kosâw)
Maraş orjinli yaptığımız sazbandlar çalışmasında tekrar rastladığımız, yine çok geç haberdar olduğumuzun ıspatı bir Aşık, Kalender…
İstanbul AKEL Vakfının kaç sene evvelki bir etkinliğinde ayaküstü tanışma fırsatı bulmuş, sözleşmiş fakat daha sonra görüşememiştik.
İsmail Özmen’in Alevi Bektaşi şiirleri Antolojisinde yer verildiği şekliyle aktarıyoruz.
Aşık hakkındaki ayrıntılara ulaştıkça buraya ekleyip güncellemek üzere ilerliyoruz…


AŞIK KALENDER

”Bilmem ebedi mi hicranım Yarap

Beklerim beklerim sonu gelmedi
Gam gussa elinde gezerim harap
Vallahi dizimde takat kalmadı ”
Derken Aşık Kalender yalnız kendi yaşamını değil çoğunlukla gelmiş geçmiş bütün
halk ozanlarının durumunu yansıtır. Aşık Kalender Eren 1942 yılında K.Maraş‘ın Elbistan ilçesine bağlı Kösehiye köyünde doğdu. Fuzuli, Dertli, Nuseyri, Virani gibi ozanlardan şiirler okuyan annesinden bol bol şiirler dinledi. 1Ikokulu köyünde bitirdi. Annesi ona yardım ve katkılarda bulunarak şair olması için çalıştı. Köye gelen dedelerin yanındaki zakirlerden de bol bol deyişler dinledi. 1954 yılında babası 60 yaşında öldü. Evin yükü ona kaldı. Köyden ayrıldı, gurbete çıktı. İskenderun, Elazığ, Malatya ve İstanbul‘da çalıştı. Ekmek parası peşinde koştu.

Şiirlerinde bu acıklı yaşamı yansıttı. Ayrıca aşk, ayrılık, yurt özlemi ve Tanrı’ya bağlılık
konularını işledi. Şiirleri henüz yayınlanmadı.

Nedir bu çektiğim vefasız zalim
Yok mu merhametin insafa gel gel
Ulu dağlar ile tutmuşum yolum
Yok mu merhametin insafa gel gel

Zulmünle hicrinle beni ezersin
Acımazsın bana bakıp gezersin
Her zaman katlime ferman yazarsın
Yok mu merhametin insafa gel gel

Genç yaşta her zaman tacizi canım
Ettin derde tabi yok mu dermanım
Ne tedbir düşünsem kestin gumanım
Yok mu merhametin insafa gel gel

Kalender‘ in hedef tutun hicrana
Artık kül olmuşum ben yana yana
Hep hayatım masal oldu zamana
Yok mu merhametin insafa gel gel


Usandım gönlüm usandım
Gel şu gamdan feragat et
Sukuta davet et kendin
Şu zamana itaat et

Alçağa sevkeyle kendin
Bitki kıymet bulur pendin
Hak yoluna eyle andın
Bu eyyama seyahat et

Aldanma dünya mahna
Cahilin kıyl ü kalına
Şükreyle kendi balına
Aza çoğa kanaat et

Olma kibir olma gurur
Hak zulmü başına vurur
Zannetme ki kıymet bulur
Bu servete nihayet et

Kalender‘im söyler adın
Topraktır asıl bünyadm
Ancak ecel verir tadın
Halikine ibadet et


Bilmem ebedi mi hicranım Yarap
Beklerim beklerim sonu gelmedi
Gam gussa elinden gezerim harap
Vallahi dizimde takat kalmadı

Gezerim beklerim gözüm yollarda
Çürüdü cesedim gurbet ellerde
Deli diye ismim gezdi dillerde
Acıyıp halime bakan olmadı.

Kalender ahvalin eller ne bilsin
Talihi kendine yar olan gülsün.
Ben dertliyim diyen yanıma gelsin.
Dert çekmeyen dertli yaşın silme

Zatına sığındım ey gül yüzlü yar
Çaresiz derdime dermanın yok mu?
Gurbet elde kaldım günüm ah u zlir
Menzile varacak kervanın yok mu?

Muradım bilmektir elifi bayi
Kül olsun bu dilim yor deyi deyi
Aşkımın elinden istemem meyi
Dile avaz veren kemanım yok mu?

Az hayatım çok ağladım çok güldüm
Dertlerime deva hep seni bildim
Eleman mürüvvet kapına geldim
Kalender kuluna ihsanın yok mu?


Akıl erilmiyor dünya fendine
Hiç güven kalmamış zamana dostum
Herkes bir Süleyman kendi kendine
Kıymet verilmiyor insana dostum.

Merhamet kalmamış mhhalden bilen yok
Acıyıp bir garip yaşın silen yok
Talip olup hakikattan alan yok
İki can gelmiyor yan yana dostum

Dünya bir hal olmuş insan kalmamış
Eski adet kalkmış ihsan kalmamış
İtikat asla yok iman kalmamış
Arif olan düştü hicrana dostum

Altın pula döndü kıymet verilmez
Cahil İmam olmuş kusur sorulmaz
Kedi aslan olmuş yan’na varılmaz
Bir tadsızlık girdi cihana dostum

Ey Kalender şikayetin bitmiyor
Ya delisin ya da aklın yetmiyor
İnsanlar bozulmuş düzen tutmuyor
Ne kusur bulalım devrana dostum


İnternette ulaştığımız www.kalendereren.com web sitesinde şu bilgilere yer verilmiş;

Kalender Eren kimdir?
1942 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Köseyahya köyünde doğdu. İlkokulu Bakış Köyü’nde okudu. Babası öldükten sonra çalışmak zorunda olduğu için eğitimine devam edemedi. Çeşitli iş kollarında , yol, köprü, baraj yapımında, çalıştı.
1968 yılında eşi Fatma Eren ile evlendi. Bu evlilikten 6 çocuğu oldu.
1972 yılında Fransa’ya gitti. Orada da uçak ve otomobil fabrikalarında çalıştı. 1980 yılında çocuklarını okutmak için evini Gaziantep’e taşıdı. 1983 yılında Fransa’dan kesin dönüş yaptı. 12 yıl Gaziantep’te ikamet etti. Emekli oldu ve bir müddet ticaretle uğraştı.
1992 yılında İstanbul’a taşındı. Halen İstanbul’da ikamet etmektedir.

Eserleri çeşitli dergi ve kitaplarda yer bulmuştur. Bunlardan bazıları;
İhsan HINÇER (Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ağustos 1962)
Cemil YENER (Türk Halk Edebiyatı Antolojisi, 1973)
Emir KALKAN (XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri Antolojisi, 1991)
Asım BEZİRCİ (Türk Halk Şiiri, Cilt II, 1993)


Ayrıca aslen bizim de bu çalışmada aradığımız, Ozanın kendi kaleminden hayatını aktardığı bir yazısı…

HER HAYAT BİR MASALDIR. İŞTE KÜÇÜK DÜNYAM VE BEN KALENDER EREN…

Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Köseyahya Köyü’nde 1942 yılının 10 Kasım’ında doğmuşum. Babam, çevresinde sayılan ekmek sahibi hanedan bir insandı. Evimiz bir misafirhaneydi. Fakiri, fukarası, hocası, dedesi, geleni gideniyle aynı zamanda bilim ve kültür yuvasıydı. Ancak gelir kaynağımız tarımdı ve toprağımızın çoğu tapusuzdu, kıraçtı, verimsizdi. 1954 yılında babamın vefatıyla ilk darbeyi aldım; çünkü eğitimime devam imkanım kalmamıştı. Artık ailenin geçim yükü omuzlarımdaydı. Toprak tevzi komisyonunun elimizdeki beş bin dönüm civarındaki tapusuz toprağı çevre köylere dağıtmasıyla sefalet günlerimiz başladı. Elimizde kalan toprakla geçim olmuyordu. Ver elini diyarı gurbet…

İlk çıkışım 1960 yılındaydı, İstanbul’a geldim. Aileden aldığım bir edebiyat merakım vardı. Bu vesile ile Şemsi Yastıman’la tanıştım. Bu yaşta bu yetenek dikkat çekiyordu. Kısaca biyografim ve bazı şiirlerim çeşitli dergilerde yayınlandı. Ancak askerlik ve aile sorunları bu merakımı noktaladı.

1968 yılında eşimle evlendim. Artık çalışma hayatım başladı. Türkiye’nin muhtelif yerlerinde çeşitli iş kollarında çalıştım. 1972 yılında Fransa’ya gittim; ancak Fransa’daki aşırı serbestlikten dolayı göçmen ailelerin çocuklarının kısa zamanda yozlaşması, ailelerin dağılması beni ürküttü. Bu sebeple çocuklarımı Fransa’ya götürmedim ve döndüm.

Artık kendimi çocuklarıma adamıştım. Ben yeterli eğitim olanağı bulamamıştım. Ancak gözlerinden zeka fışkıran çocuklarım vardı. Okumaları lazımdı. Belki ülkemizin aydınlanmasına ve halkına bir faydaları dokunabilirdi. İçinde yaşadığım, mensubu olduğum insanların Kürt kökenli ve inanç olarak Alevi olmalarının önüme ne engeller çıkaracağını hesaplamamıştım. Hâlbuki bu ülkede adımın Kalender olmasının bile çeşitli devlet dairelerinde ve iş yerlerinde önüme ne engeller çıkardığını unutmuştum.

Bir oğlum ODTÜ’ye, biri tıp fakültesine girdi. Diğeri liseyi bitirdi ki korktuğum başıma geldi. Oğlumun birini kaybettim. Diğerleri bu ülkede bize okuma olanağı tanımıyorlar diye ülkeyi terk ettiler. Eğitimlerini yurt dışında sürdürdüler ve orada kaldılar.

Eğitim kurumlarının etrafını ahtapot gibi saran din simsarları gençliği çağdışı gericiliğe itiyor, Araplaşma sevdası yüzünden cumhuriyetimizin geleceği, Atatürk’ün ilke ve inkılâpları bir bir yok ediliyor. Ve insanlar bireyden kulluğa, kulluktan dilenciliğe itiliyordu. İşte her on senede bir gençliğe tırpan, özgür düşünceye ve bilime gem vuruluyor, gençlik “ya uy ya terk et” noktasına getiriliyordu. Ben ve çocuklarım da bundan nasibimizi almıştık ve tüm kalelerim yıkılmıştı. Ama hayat devam ediyordu. Gericiliğin, ırkçılığın teslim aldığı bu dünya incisi ülke benim ülkemdi. Kimse beni vatanımdan koparamazdı ve mücadeleye devam dedim. Kız çocuklarımı okuttum ve ülkemin hizmetine verdim. Bir nebze insanlara faydalı olabildiysem ne mutlu bana.

Ne yazık ki gericiliğin, hurafelerin egemen olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çağdaşlığın, akılcılığın yerini cemaatçilik ve hurafeler almış durumda. İnançların çağdaş ve aydınlık yüzü, akıl ve idrakten beslenen Alevi düşüncesi dışlanmakta zaman zaman kırıma uğratılmaktadır. Bazı yozlaştırılmış inanç önderleri de bir türlü Alevi kimliğini ortaya çıkaramamışlar ve insanlığın hizmetine sunamamışlardır. Ayırımın, cehaletin, bağnazlığın, ırkçılığın, adaletsizliğin son bulması dileğiyle okuyucularıma saygılar sunarım.”
Kalender EREN
02.01.2011
BAKTIKÇA İNSANIN KALLEŞLİĞİNE

Baktıkça insanin kalleşliğine
Gülerim vallahi gülesim gelir
Zalimin zulmüne mazlum ahına
Tutamam gözyaşım silesim gelir

Cehalet yürüdü güreşir başa
Kimi zulüm olmuş kimisi maşa
Hırs insanoğlunu çevirdi taşa
Gidip dağ başında kalasım gelir

Gönül dalgalandı daldım da daldım
Etrafa bakmaya kararsız kaldım
Bir insan olmaktan utanır oldum
KALENDER saçımı yolasım gelir

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here