PAYLAŞ

”Ben Aziz Güzel. Maraş Ekinözüne bağlı Nergele köyünde, 01.03.1974’te dünyaya
gelmişim. Bize Mâle Tono diyorlar. Annem Güvercin, Babam İbiş Güzel’dir.
Kısaca kendimi tanıtmak istersem; evdeki 5 kardeşin dördüncü süyüm. Ben gözümü açtığımda evde, oturma odasında sürekli asılı duran, fakat kimsenin eline alıp çalmadığı bir sazımız olduğunu hatırlıyorum. Gel git, zamanla bir gün sazı duvardan indirip aldım kucağıma. Sadece üç tel vardı. İki alta tel ve bir üst bam teliyle kalmış sazın nasıl çalınacağı, nasıl tutulacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Annem elimdeki sazı aldı ve böyle tutacaksın oğlum dedi. Sazı verdi kucağıma ve oğul uğraş ve böylece öğren dedi. Artık saz çalabilmemi çok isteyen annemi de sevindirebilmek için gece gündüz, pek ne yapacağımı da bilmeden, çalıp çığırmaya başladım; ‘le hara le, le vara le’ Bu arada teyp kasetleri vardı evde. Çok değerl, Elbistan, Afşin, Pazarcık, Maraş ozanlarımızın ses kayıtları vardı. Aşık Meçhuli, Mehmet Şah Sultan, Hasanî İske, Milyanlı Salman, Karî Bôle, Kör Mısto ve şu an yazmadığım nice ismi, çok değerli yöre ozanlarımızı dinleyerek, çalabildiğim kadarıyla melodilerini çıkarmaya gayret ettim. Zaman geçtikçe çevremizde az çok kim saz çalıyorsa yanlarına gidiyor, sazla, klamlarla ilgili bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Ne diyorlar, ne söylemek istiyorlar, merak sardı beni. Bu arada öğrendiğim kadar sazı çalmaya başladım. Dinlediklerimden Aşık Meçhuli çok ilgimi çekti. Zaman içinde, çok sevdiğim, çok değer verdiğim Mirali köyünden Mâle Mayrıkân’dan, Salmâni Aynîke‘nin oğlu Gürol Yapıcı ile tanıştım. İyiki de tanımışım. Can dostum Gürol öyle bir bağlama saz çalıyor ki, artık muhabbetlerimizin devamında  ayrılıp gitmek istemiyordum. Hem sohbeti hem saza hakimiyeti, okuduğu eserler, öyle derin, öyle güzel ki anlatsam sonu gelmez. Gerçekte sazı, az ve çok, iyi kötü çalıyor olmamda da en büyük desteği veren, katkısı olan ustam, Gürol Yapıcı oldu. Buradan bir kez daha diyorum ki yüreği güzel dostum Gürol Yapıcı; İyi ki varsın. İyı ki tanımışım seni…
Ve artık benim de gurbete gitme günüm gelmiş çatmıştı. 1996’da gurbet beni de aldı götürdü dünyanın bir ucuna; Almanya’ya…
2003’te Almaya İsviçre Fransa üçgeninde, sınır bölgesinde Fransa‘ya yerleştim. Çocuklukta teyplerde dinlediğim, özendiğim, etkilendiğim çok değerli ozanlarımız, Aşık Meçhuli ve Ozan Mehmet Şah Sultan, Aşık Ali Nurşani ile, yüz yüze tanışma fırsatlarım oldu. Aşık Meçhuli ve Ozan Mehmet Şah Sultan yakın idiler bana. Günlük göremesem de iki gün de bir gidiyordum yanlarına. Hasbıhal oluyor, çalıp söylüyorduk. Var olsunlar, her gittiğimde içtenlikle ilgilenirlerdi. Artık çok mutlu idim. Bu arada Muzaffer Yıldız, Mehmet Şah Sultan, Xalo Halil Kul, Dursun Kul, Mehmet Yıldız, ben ve İsmail Yapıcı (Simko),  Elbistan Sanat Komıtesini kurduk ve çalışmalarımıza hız verdik. REÇ olarak iki albüm yaptık. Tamamı yöresel kılamlardan oluşan albümler. REÇ 2’de sayın Ahmet Yıldırım dostum da katıldı bizlere. Bir solo albüm de Can düğün salonu sahibi Muzaffer Yıldız dostumun sponsorluğu ve katkılarıyla yaptım. REÇ albümlerinde olduğu gibi, solo albümde de bütün eserler bana aitir. En öne çıkan eserlerim ve çok değerlı sanatçılar, müzik gurupları tarafından şu an okunan klamlarım: Ove dı nargale , olbıston u bazarcık ,koyne mılon, hara hara soysız hara , ba dargıste , mole mayrıkon,… sayılabilir.
Bir çok eser yazdım ve elimiz saz tutuğu sürece de yazacağım. Kılam yazarken de en çok dikkat ettiğim husus, bizim yöre insanının geleceği olan gençlerimize ne veririm, nasıl bir eser yazarım ki severek dinlerler, kültürümüze ne katkısı olur diye düşünürüm. En önemlisi de ana dilimizde, yörede kılamları üreterek dilin kaybolmamasına çaba harcıyorum. Eğer benim kılamlarımla, yöre kültürümüze, dilimize bir olumlu katkı verebilmişsem, bunula da gurur duyorum….
Çok kısa da olsa, canım havalim babamla ilgili de, iki kelime yazmak isterim. Ben gözümü açtığımda babam gurbete idi. 1988’de tekrar köye gelişi ile babamı tanıdım. Hep anne derdimi, kahrımı çekti. Babam gurbetten gelene kadar, ben büyümüş neredeyse babam ile artık arkadaş olmuştuk. Aramızda baba-evlattan daha çok, arkadaş, yoldaş ilişkimiz başlamıştı. Babam köyde bilhassa gençler arasında çok saygı gören biri idi. Çayımızı demleyip gençlerle birlikte sazlı sözlü muhabbetler eder, Onun derin bilgisinden heybemize bir şeyler eklemeye çalışırdık…” 23.03.2017

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here