‘Elbistan’ bir uzak ‘ülke’

10 Haziran 2017
Posted in Blog
10 Haziran 2017 cemodogan

Pasaportla mezar arasında bir şehrin aleni sorusu: Ey kavim siz kimlersiniz?
Neden mi ülke;
iki ağaç için koca bir devleti yıkmaya kalkan bir vicdanın coğrafyası da olmalı diye hem; hem u herkes, her bir can bir başka vatan deyu!
Canların vatanında ilk akla gelen Yunus’tur, son bin yılda kamil ehli yaşama; bir THY uçağında rastlayıp, utanmıştım kendisinden … Zamanı gelince kuruyup biçilecek ekinlere benzettiği miskin ademoğullarından en çok yiğit iken ölenlere yanar Yunus, zamanında.

Yunus şöyle diziyor son sözünü;
‘Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meğer Hızır İlyas ola
Ab-ı hayat içmiş gibi’

Karadenizin eşsiz havasından, suyundan içen iflah olur mu… Livaneli sesliyor… dinlem…

Tam olarak bu dizgeler ve kelimelerle dillendirilip derinleştirilen batıni felsefe ne yazık ki hak ettiği ilgiye mazhar değildir.
‘Eski solcular’ bununla övünüp Dedeleri ve Aleviliği etkilediklerini, zarar bile verdiklerini söylüyorlar. Hiç bir realitesi yoktur bunun. Ayrıldıkları toprak damlar kadar yabancıdır bunlar Aleviliğe… Hazır değiller deli gibi semaha durmaya ve aşkla yanmaya; Unutmuşlar nene dede evinde masal dinlemeyi bencileyin…

‘Hakikat bir gizli sırdır bilen gel beri gel beri’ demişlerdi; ‘Sarraf olmayan ne bilir zanneder her taş incidir’ de; … Lakin batıni aramaya en yakınında Yunus’un Bedrettin vardır Nazım’dır dengbeji…
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
                             dedi kendi kendine:
«— O âteş ki kalbimin içindedir
       tutuşmuştur
       günden güne artıyor.
       Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
       eriyecek yüreğim…
 
       Ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim!
       Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
       Ve kuvveti ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
       biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını
       iptâl edeceğiz…»
Çok uzun bir ara olmasına rağmen aşağıdaki belgesele vakit ayırmanızı önererek devam ediyorum…

-Tüm insanların ortakçı yaşamına işaret eden bu arayış biçiminde, reel Alevi süreğinin yeri nedir?
-Aleviler olmasaydı ne değişirdi?…
Soru işaretini sevmiyorum; saçma; sanırım TDK da kaldırmış literatürden…
Soru aslen şu -işaretsiz; ‘Batıni felsefe ile batı felsefesi neden ayrık’
Neden acaba…
Farklı disiplinler mi gerçekten hakikat arayışı ile soru sormak ve bir toplumsal, yaşamsal öğretiyle pratikleştirmek…
Örneğin Aristo filozof ama mevlana sofistik mistik şeysi…
Neden?
‘Eski solcu ‘ deyince alınanlar, annem Alevi babam Alevi ama ben sosyalistim o yüzden ‘ateistim’ diyorlar zannımca… Tam anlamlandıramadıkları bu arayışçı felsefik sorun aslen sosyalizmle ateizmin paralel sunumundan kaynaklanıyor.
Geri bir entellektuelizm yaşıyorlar çünkü…
Aslen gerici muhafazi ve bu kârı tutmakla ihyalar…
‘Eski solcular’ İbrahim Aldede’ye evveli Halil Öztoprak’a zarar veremezler ki; zamanında tam olarak anlayamadıkları bir filozofyanın temsilcileridirler çünkü onlar…
Bu neden önemli çünkü Felsefik olarak sahiplenilmeyen bir tarih ve kültür yenisini de inşaa edemez de ondan.
Diyalektik bir şey değil midir bu. Bunu en iyi solcular bilmelidir.
Meluli oysa salık veriyor bir kayıtta Felsefesini bu ‘Hakikat şehri’nin; Fransız bir gazeteci ile sanatçı Mazlum Çimen var bu kayıtta ve sohbeti yürüten usta sinemacı İhsan Yüce; Batıni ile batı felsefesi çok mu ayrık burada sizce;…
irfana davet;

Savm ü salat ü hac ile
Sanma biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmaya
Lazım olan irfan imiş

Solculara eski demek yeni bi’şey değil;…
Bu çok gayrı entellektüel bir şey olurdu elbette ama ben de aslen bir entellektüel değilim; …

Tarihçiler çözecekler ama bilinenle söylenecekler de var; Kalender Çelebi’den Sinan Cemgiller’e akan bir tarih var aynı tende… Elbistende…

Bir Ülkeden fazlasıdır Elbistan…

Kendi köyünde Aleviliğini keşf edememişlere dar, tanıdığım diğer tüm insanlara da geniş olmaya çalışarak şiir dizeyim Erdem Baba’dan, adem sevenlerden;
Ey kavim siz kimlersiniz…
-Güruhu naciyiz…
‘Biz hakkı ademde bilenlerdeniz’… der Elbistan’da da Aleviler…

Ne dinim var ne imanım
Kalenderim kalenderim
Ne şekkim var ne gümanım
Kalenderim kalenderim

Ne taşlardan arlanırım
Ne sözlerden dillenirim
Çul da giysem sallanırım
Kalenderim kalenderim

Ne salnım ne selatım var
Ne farzım ne sünnetim var
Ne govum ne gıybetim var
Kalenderim kalenderim

Dört kitabı ben yazarım
Kırklara engür ezerim
Kendi reyime gezerim
Kalenderim kalenderim (İbrahim Erdem)

Sivasa nefesle şahı merdana selamla işaret ederek yürütelim yazıyı… Elbistan’dan yola düşüp Gürün üzerinden Kangala yürüyen Halil Öztoprak bir entellektüel ve filozof idi; Mısıra kadar bir hakikat kitabı arayan bir filozof.
Aşk ile..
Ta ezelden bize dersiniz Kızılbaş; baş tacı…Size de ihsanımız var…

‘Aşkın şarabından içmeyen ne bilsin gülün kıymetin’ demişler; Maraşlılar Avrupa Parlamentosuna katliamı taşımayı başardılar. Bu Elif Ana’nın Ali Kutte’nin Hemi Tâzı’nın ve aslen kıyım evveli kurşunlanan Pir Gıjkın Dede’nin arzusu ve onuru ve hakikatiyle yürüyen, bir kaplumbağanın sabrıyla göğüslenmiş trajik bir insanlık dramıdır.
Katliam’ın yaşandığı Şehir Maraş kahramanlaşırken, vatanımız Elbistan parçalanmış, darmadağın edilmiştir…
Kızılcaova ve Mükremin Halil Lisesi ve Ceyhan kalmıştır; yoksul halktan faşizme malzeme üreten 3 pınar gibi…
Elbistan…
Kafada tatlı tepsisi ile yoksul ve cılız bacaklar üzerine kurulmuş yeni bir şehir; bir bajar; bir yeni vatan;
Elbistan…
Devrimcilerin gecekondular kurtardığı bir yurt…
‘Yola çıkarken korkuyordum şimdi korkmuyorum’ diyen aşiret çocuklarının uzak ülkesi; Elbistan…
Artık aslen katilleri tanıyoruz…
Sistemi de az çok…
Maviş annenin puslu sesi kulaklarımızdada çınlıyor ve
Umutsuzluk yayıyoruz atmosfere… Bir çeşit başka umutla!
……….

‘Biz devrimi belki de uğruna çocukların öldüğü, 3 ağaç hayrına göreceğiz, çocuklar… Ve
Elbistan’a da armağan edeceğiz o vakit; insanlığın özlemi, yaşanabilir bir ülkeyi… Katliamlar ve kıyımlarla siyahlara bürünmüş koca bir ülkeyi, aşkla bezeyerek bekleyelim…

Elbistan’ın pirlerinden aşkın filozofu Aldede ‘biz kimiz‘ sorusuna cevap arıyor; Devrine inanıyorum; asla kuru ölüme inanmıyorum… Fark eden cana aşkla bağlanıyorum… Ve ‘biz’leşince sesliyorum anca;… Oğlu Bülent Aldede seslendiriyor bir duaz-ı imamı; Ezelden Teşneyi Didarı Hak’kız…

ey kavim siz kimlersiniz?
Ali Ekber Dede,
hizmetle soruyor Elbistan’da…
Elbistan bir dış ülkedir aslen ve çoğul; pasaportla mezar arasında bir şehirdir; kabristan u al bostan; Elbistan…
Selam olsun aşk ile çarpan yüreklere…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir