PAYLAŞ

Haydar Erdoğan, KÜRECİK`li … Yani komünist, sosyalist ve ulusalcıların yoğun çıktığı Malatya’nın bir nahiyesinden… 1950’de doğan ozan, liseye giderken ailesiyle Antep’e yerleşti. Burada aldığı curayla müziğe başlayan Haydar Erdoğan, 1965’te Aşık İhsani, Mahzuni ve Şahturna gibi o dönemin en büyük ozanlarıyla tanıştı. Solcu düşüncelerden ve büyük ozanlardan yoğunca etkilendi ve curasıyla, sazıyla kitleler içinde söylediği marşlarla öne çıktı. Aşık İhsani, Haydar Erdoğan’ı şöyle anlatıyor: “Onu Antep’in Düztepe semtinde tanıdım. Ortaçağ kalıntılarına yani yobazlara, soyguncu ve hortumculara karşı kinini bir mavzer gibi kınından çıkarmış savaşıyordu. Sazıyla sözüyle… Gözünü budaktan, sözünü dudaktan sakınmıyordu. Halkı yoksullaştıran, ezen, yok etmeye çalışan iktidarlara karşı tüfek gibi sazını, dom dom kurşunu gibi sözünü sağır kafalarda patlatıyor, gericilere ve soygunculara soluk aldırmıyordu.”

Haydar Erdoğan, gençliğinde etkilendiği ozanlar hakkında şöyle diyor: “En çok üreten ozan Mahsuni’ydi. Ama çizgisi dağınıktı. Bazen sınıfsız toplumu savunuyor, bazen bağnaz Alevi oluyordu. Bazen de Kıbrıs üzerine milliyetçi kesiliyordu. İhsani ise berraktı. Bence Pir Sultan’dan sonra çıkmış en berrak ozan Aşık İhsani’dir.”

Özeleştiri, sitem ve selam

Ozan Haydar Erdoğan, 12 Eylül darbesinden sonra arandığı için gizlendi. 3 yıl Antep ve çevresinde illegal yaşadı. Sonra tutuklandı ve hapis yattı. Türküleri yasaklandı. Şiirleri kovuşturmalara uğradı. Hapisten çıkınca yaka paça alınıp askere götürüldü. Haydar Erdoğan, ne darbe sonrası ne de askerlikten sonra beklenen yanıtı veremedi. Ozan, bunun nedenlerini şöyle sıralıyor:

“Şimdi haykırmazsan sonra geç olur Onurun emeğin varın hiç olur Savaşta güzellik bulmak güç olur Susma be kardeşim barışı haykır 1975-1980 arası çok verimliydim. Böyle eleştirici şiirler yazardım. Darbe etkiledi. Darbeye karşı yoğun olmalıydım ama geri çekildim. İhsani de 12 Eylül’den sonra suskun kaldı. Şunu da paylaşmak istiyorum: 12 Eylül sonrası biraz da unutuldum. Tepki olsun diye biraz geride kaldım.“

Haydar Erdoğan’ın üzüldüğü bir konu ise ozan tarzı sanatçılığın azalması. Ozan, bunu da şöyle dile getiriyor:

“İlgi de duyulmuyor. Bazen şarkıların altına ismi bile yazılmıyor ozanların. Bizim o kuşak yavaş yavaş bitti. Genç kuşak, onlara şaşı bakıyor. Şarkılarını değiştiriyor. Üreten, besteleyen ve söyleyenler azaldı.“

Haydar Erdoğan, içki masalarında ozanların şarkılarının söylenmesine de içerliyor ve şöyle diyor:
“Darbeden sonra türkübarlar gelişti. Bizim yazdığımız türküler orada dinleniyor. Rakısını içerken dinliyor. Oysa o halde dinleyemezsin. Ünlü biri, ‘Ağabey, türkülerinizi barlara kadar getirdik’ diyerek bir de övündü. Ben de ‘köylü kızının saflığı kalmadı’ diyorum. Türküler bozuluyor. Türketiliyor. Elbet çağ değişiyor ama halk müziği dejenere ediliyor. Eskiyi özlüyorum. Şimdi duygu az, teknik çok. Önce duygu çok, teknik azdı.

Haydar Erdoğan’ın bugün dünyanın değişik yerlerinde yaşayan ozanlara, eski dostlarına da bir mesajı var:
Haydar’ın yüreği 1973’teki yüreğidir. Onları yüreğimde taşıyorum. Zaman bizi uzaklaştırdı. Ama yüreğimdeler. 1973’teki heyecanı aynen duyuyorum.”

3 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here