İbo Dede (Kake İbik)

21 Nisan 2017
Posted in Blog
21 Nisan 2017 cemodogan

“Bu yolda benlik olmaz, arın kin ve kibirden,
Gözet mazlum hakkını, ayrılma doğru yoldan.
Erkan rızalık ister , hem talipten hem pirden,
Cennette cehennemde , hep senin amelinden.  /İBO DEDE
********
Ele verdiği nasihata, kendisi uymayan pirden, (2)
Herkese aynı nazarla, bakmayan bir dinden,
Gönlünü arındırmayanlar, kin ve kibirden,
Neye inansalarda, hayır yok amelinden. /İBO DEDE
***********
ÖN SÖZ : Elbistan Kantarma Köyü ; Alevi kültürünün yoğun olarak yaşandığı bir mekandır. Alevi halkı ve dedeleri, ait oldukları bu topraklarda kadim inancına , sazına , sözüne, özünü de katarak , dilden dile, gönülden gönüle günümüze kadar bu kültürü taşımışlardır.
Ancak çokça emeği geçen Kantarma Köyü Alevi dedelerine ait yazılı belgeye rastlamak oldukça zor. Bazı dergilerde ve sosyal medyada dedelerle ilgili yazılanları görüyorum, okuyorum. Yerinde ve kaynağından yeterince bilgilerin aktarılamadığını düşünüyorum.
Bu amaçla, daha detaylı bilgilere ulaşmak için yola çıktım. Tacim Dede, Abuzer Dede, Ali Ekber Dede ‘nin yaşamlarını daha önce kısaca kaleme aldım , yazdım ve sosyal medyada yayınladım. Elbetteki yazdıklarımın tamamına doğrudur diyemiyorum. Eksiklerim olabilir. Sürçü – lisan eylersem afola.
İbo Dede‘ye ait bilgileri almak için oğlu , emekli tapu müdürü Hasan Bakır‘la Çorlu‘da görüştüm. Bir diğer oğlu Şığo (Şevki) Bakır’la Burhaniye‘de evine misafir oldum. İki kardeşten aldığım bilgileri, dilimin döndüğünce bir-kaç sayfada olsa, oğlu Şevki’nin dilinden sizlere aktarmak istiyorum.
İBO DEDE ( KAKE İBİK )

”Babam İbo Dede ; rumi takvime göre 1318′de (M.1902) Kantarma Köyü’nde doğdu. Babası Şığo ve annesi Güle’nin en büyük oğludur. Sırası ile diğer kardeşleri ; Save ( Selver Ana), Tacim Dede, Şığo Dede, Bektaş Dede, Hatice Ana, Aligöl Dede. Büyük babasının adıda Şığo‘dur.Babamın nüfus kütüğündeki adı ” İbrahim Bakır” olarak geçer. Babam İbo Dede’ye, talipleri, köy halkı ve çevre köylüler “Kaçi İbik” diye hitap ederler. Bu hitap yöresel bir anlam ifade eder. Kürtçe “kako” baba demektir. Bundan yola çıkılarak önceleri “Kaki İbik”, “Kake İbik“, sonraları “Kaçi İbik ” olarak hitap edilmeye başlandı. Halk tarafından bu hitap şekli içselleştirildi. Anlam olarak “büyük baba” yada ” hepimizin büyüğü, babası” anlamını taşır.
Babam ilk evliliğini Hanım ana ile yapar. Bu evliliğinden beş çocuğu olur. Mamo ( Mehmet), Fadime, Taco ( Tacim) , Şığo ve Şehriban ‘dır. Şu an hiç biri hayatta değildir. Mekanları devri daim olsun, toprakları bol, nur içinde yatsınlar. Hanım Ana ile evlilikleri on beş yıl kadar sürmüştür. Hanım ana vefat edince, babam ikinci evliliğini yapar. Pazarcık aşiretinden Emiruşağı Köyü‘nden Muski Kevır‘ın kızı Habibe ile evlenir. Habibe’nin yöresel ismi halk arasında “SELVER ANA” olarak bilinir. Bu evlilikten İbrahim, Hanım, Güle, Ali, Hasan, Hüseyin, Fadime, ben Şığo (Şeyho) , Sino ( Sinan ) ve Gülsüm doğar. Şu anda Güley, Hasan, Fadime, Şığo, Sino ve Gülsüm hayattalar. (3)

SOSYAL YAŞAMI : Babam hem dede, hem de bir halk adamı idi. Sabah erken kalkardı. Köyün orta yerinde akan çeşmeye gider, elini yüzünü yıkar ve gülbenkler (dualar) okurdu. Selver Anam, elinde peşkir hazır beklerdi. Yüzünü kuruladıktan sonra özel tarağı ile uzun beyaz sakalını tarardı. Gelip – geçen köylülerle sohbet eder, hal-hatır sorardı. Onlarda , saygıda kusur etmeden Kaki İbik’in elini öper ve duasını alırlardı. Bu hemen- hemen her sabah yaşanan olağan bir durumdu.
Gerek bizim kendi köyümüzden, gerek çevre köylerden; askere gidecek olan gençler, evlenecek olanlar, çocuğu doğanlar veya adak adayanlar Kaki İbik Dede‘ye uğrar , elini öper niyaz olurlardı. Babam gülbenkler okur himmet eylerdi.
Evimiz, köyün orta yerinde taş ve topraktan yapılma büyük bir yapı idi. (NOT: Yaşanan büyük bir sel felaketinden sonra, 1980’li yıllarda köylüler yeni yapılan konutlara taşındı. Eski köydeki evler harabeye döndü ve İbo Dede’nin köy evi de harabe halinde.)
Evimizin ön tarafında büyük bir balkon bulunurdu. Hemen yan tarafında evin sofa (ev damı) dediğimiz bölümüne açılan tahtadan yapılma iki kanatlı büyük bir kapı vardı. Kapının girişinde büyük ve kalın bir hezen (ağaç direk) bulunurdu. Hezenin önünde büyük , üstü düz bir taş bulunurdu. İyi havalarda annem el dokuması minderi bu taşın üzerine özenle bırakırdı. Babam mindere oturur, sırtını hezene dayardı. Çayını yudumlar ve dinlenirdi. Günlük yapılması gereken işler konusunda gerekli talimatları verirdi. Arada bir, coşkun bir nida ile sesini yükselterek ” medet mürüvvet ya Ali”, “Ay Ali’dir, Güneş Muhammet’dir ” derdi. İnsan sevgisi, çevreye olan duyarlılığı, babacan tavrı , halka ve hakka olan inancı , ruhani yüzüne yansımıştı.
Erzurumlu araştırmacı yazar Mehmet Yaman‘ın yaptığı bir araştırmaya göre; Osmanlı döneminden önce, yörede isim yapmış dini kanaat önderlerine “SECERE“, halk arasında geleneksel olarak “HUCCAT” denilen, soy kütüğüne atfen hattatlar tarafından yazılı bir belge verilirdi. Bu belgenin Kerbela‘da hazırlandığı ve şuhhutlar (şahitler) eşliğinde bizim aileye de verildiği belirtilmektedir. Babam yıllarca bu belgeyi yanında taşıdı. Şu anda bu belge yanımda. Kadim geçmişin hatırasına bu belgeyi yanımda saklıyorum.
(NOT: Özenle saklanan secereyi , isteğim üzerine kılıfından çıkarıp bana gösterdi. Yaklaşık 30X190 cm. boyutunda eski harflerle kıymetli kağıda yazılmış olan bu belge okunup açıklanacağı günü beklemektedir.) (4)
ANI : Amcam Bektaş’ın oğlu Baki abi bahçede derenin kenarında uykuya dalar. Annesi Zeynep yenge işi bitince oğlunu kontrol etmek için yanına gider. Birde ne görsün! Bir yılan! Baki’nin göğsünde çember şeklinde hareketsiz duruyor. Çığlık atar ve babama doğru koşar yardım ister. Babam gelir ve Baki abinin göğsündeki yılanı görür. Çok sakin bir şekilde dualar okur. Yılan uykudan uyanmış gibi kafasını kaldırır etrafına bakınır. Ve sonra süzülüp babamın ayakları dibinden yuvasına doğru yola koyulur. Zeynep yengem yılanı öldürmek için taşa sarılır. Tam atacakken babam elinden tutar, taşı alır ve yere bırakır. Sonra Zeynep yengeme döner, şöyle der: ” Zayne Zayne oda bir nefestir. Bu alemde herkes rıskını arar.” Elindeki asasıyla yuvasına kadar yılana eşlik eder.

SAĞLIK DURUMU : Babam, o zamanın ulaşım aracı olan, halk arasında yöresel olarak “gölük” dediğimiz at veya eşek sırtında yolculuk yapardı. Bu yolculuklar onu çok yorardı. Yine böyle bir yolculuk sonunda uzak bir köyde konaklıyor. Talipleriyle buluştuktan sonra köyün büyük bir odasında cem hizmetini yapıyor. İşte bu cem esnasında meydana gelen üzücü bir olay üzerine, sinirsel bir havale geçiriyor. Bunun sonucunda ellerinde kısmi bir felçlik oluştu. Doktora gitmeyi pek sevmese de uygulanan tedaviler pek olumlu sonuç vermedi. Bir eli sürekli göğsünün üzerinde dururdu. Diğer elinde hafif bir titreme vardı. Cem bağlamayı bıraktı. Vefatına kadar bu durum devam etti .

HAKKA YÜRÜME ZAMANIDIR: Yaz ayları, geleneksel yayla zamanımızdır. Bütün köylülerin yaptığı gibi kıl çadırlarımızı hayvanların sırtına yüklerdik . Dağlara doğru yorucu ve heyecanlı yolculuk başlardı. Nurhak Dağları eteklerinde , Bire Viri ( Üç Kuyular ) yaylasında konaklardık. Kıl çadırlarda neşeli ve ilginç bir yaşam olurdu. Ağustos ayı ortalarına doğru, Kantarma yakınlarında “Layla Kısık” ( Kısıklı Yayla ) mevkiine taşınırdık. Yine kıl çadırlarda yaşam devam ederdi. Daha sonra eylül ayında evimize yakın “Çem” denilen söğütlü çayı kenarındaki bahçemizde konaklardık. Havalar serinleyinceye kadar kalırdık. (5)

Yine bir yayla zamanı idi. Yıl 1968. Yaz geldi. Köylüler yayla için hazırlık yapıyordu. Babam bu yaz yaylaya gidemeyeceğini dile getirdi. El titremesi artmıştı. Sağlığı uzun yolculuğa el vermiyordu. Köyümüzün Mezrası Kızılkandil‘e gitmek istediğini belirtti. Amcam Tacim Dede Kızılkandil’de ikamet ediyordu. Kardeşinin yakınında olmak ona huzur verecekti. Abim Mamo Dede babamın bu isteğini saygıyla yerine getirdi. Kızılkandil köylülerinden Husi Fatıke‘nin boş evine yerleştik. Amcam Tacim Dede yaylaya gitmeyi bırakmıştı. Hemen hemen her gün gelir babamın elini öper sağlığını sorardı.
Evin ön tarafında köye bakan geniş bir balkonu vardı. Babam burada serili kalın döşekte oturur, sırtını el dokuması büyük yastığa dayardı. Etrafı seyrederdi. Hareketleri yavaşlamıştı. Dinlenmek için uzun süreler yatağa uzanırdı. Vücudunun çeşitli yerlerinde morarmalar olmuştu. Bazı yerlerinde ise küçükte olsa, oluşan yaralar rahatsızlık veriyordu. Annem , babamın her isteğini yerine getiriyor, huzurunda el-pençe divan duruyordu. Annemin tüm ısrarlarına rağmen doktora gitmedi. Anneme , ” Hızır Aleyhi Selam car-ı Didarımızda hazır buluna. Toprak insanı çeker. Toprağın kokusunu özlemişim Save (Selver).” derdi.
Temmuz ayının ortalarıydı. Güneş sanki daha sıcak doğmuştu. Balkondaki yatağında babam bitkin bir durumda idi. Gözlerinin feri sönüktü. Annemin yardımı ile yatağından doğruldu. Etrafına bakındı. Tacım Amcam ve oğlu Tacım bahçede yonca biçiyorlardı. Onlara doğru bakındı ve kısık bir sesle anneme ” Bu bizim Tacim değil mi? Çağırın yanıma gelsin.” Sonra annemin yardımı ile yatağına uzandı. Mırıldanarak şu sözcükler döküldü ağzından.“Takdiri İlahi ne buyurdu ise odur. Şafaat senden Ya Ali.” Ve gözlerini yumdu. Altmış altı (66) yaşında Hakka doğru son yolculuğuna çıkmıştı.
Köyden ve çevre köylerden gelenler epey kalabalıktı. Cenaze halkın omuzlarında Kantarma‘ya doğru yola çıkarıldı. Kızılkandil köyünün çıkışında cenaze indirildi ve taşlardan anısına bir yatır (ziyaret) oluşturuldu. Tekrar omuzlarda taşındı ve yaklaşık iki kilometre sonra yine cenaze yere bırakıldı. Yine dualar okundu. Orada da taşlardan kubbe şeklinde anısına bir ziyaret daha oluşturuldu. (6)
Kantarma Köyü’ne kadar yaklaşık altı(6) kilometrelik yol , insan seli eşliğinde gelindi. Kantarma Köyü bu güne kadar böyle bir kalabalık görmemişti. Adına yakışır bir cenaze töreni yapıldı. Gülbenkler, ağıtlar ve dualar eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı. Kabri Selver ana ile yan yana Kantarma Köyü kabristanındadır. Ruhu şad olsun.
Babamın çok tekrar ettiği bir kaç kelam:
“HAK DAVASI İLE KUL DAVASI BİR OLMAZ. BİZ ÖNCE KUL DAVASINI ÇÖZELİM Kİ, HAK YERİNİ BULSUN”
“KUL, KUSUR İÇİNDE OLABİLİR. YETER Kİ GÖNÜL GÖZÜ İLE BAKMASINI BİLSİN”
“EDEP ERKAN BİZİM EN BÜYÜK HAZİNEMİZDİR.”
“ÇOĞA TAMAH ETME, AZA KEM GÖZLE BAKMA.”

İBO DEDE ve eşi SELVER ANA
YAZAN: Seyit Rıza BAKIR ( emekli öğretmen )
EMAIL: seyitriza@gmail.com  – 21.MART.2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir