PAYLAŞ

1942 yılında Maraş Afşin Kaşanlı’nın, Örenli köyünde doğdu. İlkokulu köyünde okudu. Aşıklık geleneği, saz, söz ve muhabbet kültürünün içerisinde büyüyen Ozan bağlama çalmayı çok küçük yaşlarda, babasından öğrendi. Babası, Kamil İpek, bölgede ozanlığıyla tanınan saygın biridir.  Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsçayı iyi derecede biliyor.
Soyadı olan ‘İpek’ mahlasıyla eserler üreten usta sazbandımız, özellikle derin kökleri olan bir çınar gibi, bölge edebiyatı ve müziğinin önemli temsil damarı ‘Kaşanlı Ozanlar‘ arasında, kendine has özgünlükler taşıyan ve kesintisiz ‘Halk Ozanı’ ürünleri sunmaya devam eden, deyim yerindeyse ‘Yediveren‘, Maraş ve florasının en önemli isimlerden bir tanesidir.
TV10 kanalımızın yayına başlamasından evvel de tüm enerjisi ve bilgeliğiyle yanımızda olmuş, bizlere ışık saçmıştır. Hüseyin Kelleci başta olmak üzere bir çok programcımızla ayrıntılı kayıtlar gerçekleştirdiğimiz ustamızın bazı videolarına internetten ulaşmak mümkün. Bir kaç tanesini bu vesileyle ekliyeceğizi belirterek,
biyografisini aktarmaya devam ediyoruz….

Köyde, Maraş ve İstanbul’da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, 1968‘de ‘Ötme bülbül ötme‘ adlı ilk plağını yaptı. Plak tutulunca, müzik çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Yine aynı yıllarda Ankara’daki Halk Oyuncuları Tiyatrosunda ‘Teneke’ ve ‘Pir Sultan Abdal’ oyunlarında rol aldı ve bağlama çaldı. Bir süre Devlet Tiyatrolarında çalıştıysa da bu işi fazla sürmedi.
Bir süre sonra konserler vermek üzere dokuz aylığına Avrupa’ya gitti. Daha sonra dönüp Ankara Belediyesinde çalışmaya başlayan İpek, 1994’te emekliye ayrıldı.
Başlangıçta Aşık Yener‘den ve Aşık Hüseyin Kaçıran‘dan eserler okuyan İpek, daha sonra daha çok kendi eserlerini besteleyip okudu. Aşık İhsaniAşık Mahzuni, Osman Dağlı ile birlikte turnelere katılan ve konserlerinden dolayı iki ay tutuklu da kalan İsmail İpek, bugüne dek yaklaşık 60 adet 45’lik plak ve 15 kaset de kaset doldurdu. Son kasetlerinde Kürtçe eserlere ağırlık verdi. Bir çok eseri değişik sanatçılar tarafından da seslendirilen İsmail İpek, Halen Ankara’da yaşıyor.
**************

Ayrıca bir röportajdaki anlatımdan aktarmaya devam edelim…

”Babası Kamil İpekFilozof gibiydi, çok sevilir ve sayılırdı. Böyle bir babanın evinde yetişen yedi kardeşten biri. Dört çocuğu var. İkisi kız, ikisi erkek. Büyük oğlu Mehmet İpek de halk müziği sanatçısı. Diğer oğlu Mahir İpek ise tiyatro ve sinema ile haşır neşir.

Ataları İran’ın Kaşan kentinden, önce Diyarbakır’a, sonra da Doğanşehir, Elbistan, Afşin üçgenine yerleşmişler: Adları Kaşanlı Aşireti. Mahzunî’nin hem çocukluk, hem müzik, turne arkadaşı, hem de karşı köylüsü, daha sonra da hısımı.

Karasabanı bırakıp eline sazı aldığı günden bu yana bir daha bırakmamış. Çankaya Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nden emekli.

Tiyatro ile de ilgilendi. Halk oyuncuları ve Ankara Sanat Tiyatrosu oyuncularıyla birlikte, Tuncer Necmioğlu, Savaş Yurttaş, Umur Burgay, Halil Ergün gibi oyuncularla, “Pir Sultan Abdal” ve “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı oyunlarda sahneye çıktı. Devlet tiyatrolarında bir buçuk yıl çalıştı.

İlkokul mezunu. Ancak İpek’e göre o yılların ilkokul mezunları, şimdilerin üniversite mezunları ile aynı ayardaydı neredeyse.

Yeğen Hüseyin İpek ile oğlu Mehmet İpek, ozanlık geleneğini aile içinde sürdürmeye adaylar.

Altı ay süren kış günlerini köy ortamında saz çalarak geçirdi. Taa o yıllarda büyükler; “Bu çocukta bir iş var” dediler. Sonra 1960’lı yıllarda Mahzunî ile tanıştı. Esin Merali ile Davut Sulari’nin okullarına gelişini unutamıyor. Hayranlık da burada başlıyor.

İsmail İpek bir ozanlar ailesi çiçeklerinden sadece biri adeta. Emekçi teyze oğlu, Âşık Meçhulî, Perişan Güzel, Perişan Derviş, Perişan Ali, Devrimi… amcazadeler. Bilenler Perişan Güzel deyince; “Eşinden Ayrılan Yaralı Ördek” türküsünü hemen anımsarlar.

İsmail İpek ilk kırkbeşlik plağını henüz 24 yaşındayken yaptı. Sonraki yıllarda kırkbeşliklerin sayısı seksene, kasetlerin sayısı ise on dokuza çıktı.

O yıllarda henüz Unkapanı yoktu. Sirkeci’de Doğu Bank İş Hanı vardı. Plak firmaları oradaydı. Nesimi Çimen, Âşık İhsani, Muhlis Akarsu, Müslüm Sümbül, Muharrem Akkaya, Mustafa Sayılır, Gülabi, İsmail Nar ile orada tanıştı.

“Ozanı hapsedebilir, eza-cefa’ya maruz bırakabilirler ama asla susturamazlar, o doğruyu söylemeye, Mustafa Kemal’in öğütlediği gibi gerçeklerden yana olmaya mecburdur.” diye düşünüyor. Böyle düşündüğü için çile çekmiş olsa da pişman değil.

“Kelaynak kuşları gibi tükenmek üzereyiz, medya magazine boğulmuş” dese de “çok güzel saz çalan gençlerimiz var” demekten kendini alamıyor.

İsmail İpek’e göre; yazmanın yeri, saati yoktur. Gün olur, günler olur, hiçbir şey yazmamış olursun. Gün olur peşi sıra, peçeteye bile dökülür.
Gönlüne doğmaya, içinin kaynamasına bağlı bir şey.

Bunca emeğe ve birikime karşın henüz bunları bir kitapta toplamış değil. Ancak otuz kadar şiiri çeşitli antolojilerde yer almış.

Sayılamayacak kadar ödül aldı. Yurtiçi-yurtdışı konserlere katıldı. Antalya Film Festivali, Kaşanlılar Vakfı, Açıkalın İlkokulu, TBMM, Develi Belediyesi, Nasrettin Hoca Şenliği, Âşık Veysel Kültür Derneği, Kültür Bakanlığı gibi kurum ve komitelerden ödüller aldı. Hacıbektaş, Hüseyin Gazi, Diyarbakır başta olmak üzere birçok festivale katıldı.

İki mahlası var: “Dost İpek”, ve “Memocan
Bağlamanın dışında cura ve kaval çalışıyor.

Birçok şiir ve bestesi Musa Eroğlu, Gülşen Altun, Gönül Erdoğan, Dilberay, Gülsen Bütün, Nilüfer Akbal, Mehmet İpek, Grup Telden Dile ve daha nicele-rince okundu.

Doğaçlama şiirler de söyleyen İpek’le ilgili olarak en çok program düzenleyen medya kuruluşu TRT radyo ve televizyonları…

İsmail İpek halen, hem yazmaya, hem çalmaya, hem de söylemeye devam ediyor.”
(kaynak: http://www.yasayanhalkozanlari.com)


MAHZUNİYE AĞIT

Almanya’dan kara haber gelince
Gözlerimden aktı seller Mahzuni
Telefonlar hiç susmayıp çalınca
Çok perişan oldu haller Mahzuni

Yas bağlamış bin boğanın dağları
Gazel olmuş Berçeneğin bağları
Nerde kaldı arkadaşlık çağları
Sazım sustu ötmez teller Mahzuni

Güneşe söylerdin yıldıza aya
Coşarak haykırdın bütün dünyaya
Selam söyle Güney ile Kaya’ya
Unutmadı sizi kullar Mahzuni

Fatma kaybetti gönül erini
Zelha, Derya, Şeyda yetiş Şirin’i
Emrah, Ferhat, Ali tutsun yerini
Ayrıldı bedenden dallar Mahzuni

Türkülerle anlatırdın her çağı
Nasip oldu Pir Hünkarın otağı
Kucaklasın Hacıbektaş toprağı
Sarılsın bedene kollar Mahzuni

Dertli İpek ağlar yanıyor içim
Döküldü dişlerim ağardı saçım
Dostlarıma hasret sevgiye açım
Ayırdı bizi de yollar Mahzuni.


Sakın cahilin yanına (Demedim mi)

Sakın cahilin yanına
Varma gönül demedim mi
Müşkül olsa da halını
Sorma gönül demedim mi

Bulamaz dost arasını
Eksik alır darasını
Kabuklaşan yarasını
Sarma gönül demedim mi

Aç gezer ol tokçasına
Muhammet’in hakçasına
Namussuzun bahçasına
Girme gönül demedim mi

İpek‘i düşürdün aşka
Görmeseydim seni keşke
Kendi kusurundan başka
Görme gönül demedim mi


 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here