AŞIKÎ (1763 – 1824)

1

Aşıki gedanın mürveti şahiDüşmüşlerin desti giri penahıSensin her derdimin derman ilahiSenden gayrı yara bağlar bulunmaz”19. yüzyılda yaşamış bir Alevi-Bektaşi ozanıdır. Aşıki’nin asıl adı Ahmet’tir. Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı İsa köyünde doğdu. Doğum tarihi kesin olarak belli değil. 18. yüzyılın sonlarında doğduğu sanılıyor. Hicri 1240’da yani 1824 yılında Hacı Bektaş’tan dönerken uzun süre kaldığı ve bir çok şiirlerini söylediği Kayseri’ye bağlı Felahiye ilçesinin Ecirli köyünde öldü. Babasının adı Musa’dır. Çağdaşı Şah Sultan’ın gerçek manevi aşığıdır. Şah Sultan ile Aşıki tarikat bilgilerini saz ve söz ustaları olan Derviş Muhammed’den öğrendiler. Aşıki, İsa köyünden ayrıldıktan sonra Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi ziyaret etti.Şiirlerinde Derviş Muhammed’in etkileri görülür. Öğretmen Mustafa Bal ”Derviş Muhammed’im nur-u vakit, eseri dillerde şahit” adlı eserinde Derviş Muhammed’in Aşıki ve Şah Sultan’ın şiirlerini toplayıp yayınlamıştır. Elde 73 şiiri vardır. Bir kısım şiirleri yeni yayınlanıyor. Bu şiirleri Hekimhan ilçesi Hasancelebi beldesinden Ali Baba adlı saygın kişi İbrahim Emici adlı şahısla bana göndermişti. Aşıki mahlasını kullanır. Dili sade, söyleyişi içten ve yumuşaktır, sevgi dolu bir dünyası vardır. Pir Sultan’ın talibi Kulhimmet’in hayranı Kul Himmet Üstadım’ın yakın arkadaşıdır. Asım Bezirci Aşıki’nın ölüm tarihini 1821 olarak belirtir.”

Gönül ağlar isen başına ağla
Kimse kimse için ağlar bulunmaz
Bağlarısan kendi yaranı bağla
Belki yaranı da bağlar bulunmaz

Aşıki gedanın mürveti şahi
Düşmüşlerin desti giri penahı
Sensin her derdimin derman ilahi
Senden gayrı yara bağlar bulunmaz

————-

Hikmetine akıl fikir erişmez
Giderim sevdiğim bunda nem kaldı
Aşkın atı ile düldül yarışmaz
Ay ile devreden günde nem kaldı

Melhem mi sarılır böyle yaraya
Emir Hak’tan imiş buna çare ne
Bezirganım kondum kervansaraya
Kondum göçer oldum handa nem kaldı

Kadir Allah daha neler yaratır
Aşk üstüne yazılanlar karadır
Vücudumuz üçyüzaltmış paredir
Dağılandan sonra tende nem kaldı

Böyledir aşıklık böyle ahır kar
Şu fani dünyada kim kıldı karar
Akıbeti böyle olunca ey yar
Emanet gidince tende nem kaldı

İleri gönderdin bir iki kaçın
Mevlam affeyliye cümlenin suçun
Aşıki ahrete yüklemiş göçün
Yürü yalan dünya sende nem kaldı

Melhem : Em, Umar – Nem : Neyim – Bezirgan : Tüccar – Akıbet : Son –
Emanet : Burada ruh – Üçyüzaltımş pare : Günleri kasdederken insan bedeninin
hergün değiştiğini söylemek istiyor.


 

Hakk’ı görmek ister isen ol kıimil insana bak
Mert isen meydan içinde herkese merdane bak

Talib ol ki eresin marifet esrarına
Dahil ol vahdet evine zümre-yi irfana bak

Küllü şeyin halli veçhinde olmuştur nüzul
Geç ikilikten beri ol suret-i errahmana bak

Gir vücudun şehrine gör cümle varlık ondadır
Kıl tamaşa matlubunu sevdüğün canana bak

Ayna-yı dili saf et göresin aynel yakin
On sekiz bin alem içre Aşıki sultana bak


Kudret bağında açılan goncayı gülfem nedir
Mevla zahirine saçalı ya ol iki ham nedir

Nedir esvedi hacer kimi konar kimi göçer
Cümlesi bir yari seçer bunda yukta ham nedir

Ol tecrit küffaresinde kimi derdi çaresinde
İns ile cin arasında elif ile lam nedir

Kendi özünde buldu bulan, bulmadı deyişte kalan
Vücudu ademde olan oniki imam nedir

Ey Aşıki bul bedende gezme yaban ilinde
On sekiz bin alem sende durduğun makam nedir

Esved-i Hacer – Hacer-Ü) esved : Kabe duvarındaki gökten indiğine inanılan
kutsal kara taş – Gülfem : Gül yüzlü – Esrar : Sır, giz – Nuzul : inme –
Matlub: İstenilen –Tecrit: Yalıt/anma, derviş – Ayna-yı dil-isaf: Temiz gönül
aynası – Ayn-el yakın : Görerek edinilen bilgi.

Comments are closed.

X