NOKSANİ – (? – 1872)

İlçe:
İl:
Ülke:
Eski İsmi:
39

Erzurumlu Noksani

-1872. 1700’lü yılların sonlarında Erzurum’da doğdu. Asıl adı İsmail’dir. Yaşamına ilişkin veriler kesinlik içermemektedir. İlk eğitimini dönemin medresesinde gördü. Daha sonra daha köklü bir dini eğitim aldı. Bundan dolayı yörede İnce Molla olarak anıldı.

Elazığ’da bulunan Bektaşi ocağı Ağuçan’a bağlı bir aileden gelmektedir. Bundan dolayı küçük yaşlardan itibaren Bektaşi geleneğinde yetiştirildi. Edebiyatla küçük yaşlardan itibaren ilgilenmeye başladı.

Ağuçan Ocağının yöneticisi Sadık Dede’nin Erzurum’da Noksani’nin babası İsmail’i ziyaret ettiği sırasında karşılaştığı Noksani’deki derinliği ve yeteneği gördü. Sonra da Noksani mahlasını verdi. Kısa bir sürede yörede adı duyulmaya başlayan Noksani’nin deyişleri de dilden dile yayıldı. Aynı zamanda yaşamını sürdürmek için işlettiği küçük bakkal dükkanı da birçok şaire, aşığa mekan olan bir dergah haline dönüştü.

Aşık edebiyatında, özellikle Alevi-Bektaşi geleneğinde »Noksani« adı-nın/mahlasının yaygın olarak kullanılması nedeniyle birçok karışıklık ortaya çıkmaktadır. Anadolu’da bulunan bazı Alevi-Bektaşi yazmalarında bu tür şiir örnekleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Özellikle Çorumlu Noksani’nin) şiirleriyle bazı karışmalar söz konusudur.

Erzurumlu Noksani Erzurum’da öldü ve orada toprağa verildi.

Ayrıca Güvençli Noksani, Çorumlu Noksani, Xodlu Noksani (1922-1964), Karslı Noksani (1899-1972), Güplüceli Noksani (1902-1977), Posoflu Noksani (1857-1940), Davulkulu Noksani (1919-1971), Arguvanlı Noksani (1934) ve Harızlı Noksani (1936-2003) mahlaslı aşıklar bulunmaktadır.

Aşık

Duyup sırr-ı hakkı bildi acep firkattedir aşık
Cemal’ hakka vasıl oldu acep hayrettedir aşık

Sözüdür ayet-i kuran özüdür hak ile yeksan
Eder dü alemi seyran acep hikmettedir aşık

Lamekandan gelmiş iken aslı pakin bulmuş iken
Nuru haktan dolmuş iken acep hasrettedir aşık

Şeriattan delil olup tarikat bahrine dalıp
Marifetten aşna bulup acep ülfettedir aşık

Hakikat şehridir şarı gördüğü hep hak didarı
Bir bilip yari ağyarı acep vahdettedir aşık

Keşfeyleyip yol erkanı bir etti küfrü imanı
Bil cümle alemin canı acep surettedir aşık

Vilayet ilmine kandır yedi iklime sultandır
Biheşt içinde rıdvandır acep himmettedir aşık

Sikkesin ağ taşa çaldı mürşit inden himmet aldı
Hızır ile yoldaş oldu acep zulmettedir aşık

Vücudu beyti rahmandır sücudu daim insandır
Söz gevher lal-ı mercandır acep devlettedir aşık

Noksani aşkın bendidir aşık maşukla kendidir
Lebleri Mısır kandırır acep izzettedir aşık

Seni

Teslim olup her sırrını söylesen
Nar-ı aşka salıp pişirir seni
Bir kamile candan hizmet eylesen
Koktuğun yerlerden aşırır seni

Zahir ilmi çoktur mahluka satar
Ellerin bağında şakıyıp öter
Yakınına varma yakanı tutar
Hakkın dergahından devşirir seni

Noksani sakınıp uyma her cana
Bir can içre bin can yeter irfana
Kusuru sende bul düşme yabana
Nefse uyma yoldan düşürür seni   (Bekir Karadeniz)


ŞİNASİ KOÇ
İmam Rıza soyundan geldiğini söyleyen rahmetli Şinasi Koç 1916 yılında Elazığ’a
bağlı Pertek ilçesinin bir köyünde doğdu. Aile doğumdan sonra Erzurum’un Pertek ilçesinin
bir köyünde doğdu. Aile doğumdan sonra Erzurum’un Hasankale ilçesine yerleşti.
Şinasi Koç orada büyüdü. Kendisini yetiştirdi. Eğitmen o~u. Şiire, edebiyata, dinsel konulara
merakı vardı. Bu konularda kendi kendini yetiştirdi Erzurumlu Aşık Noksani‘nin
şiirlerini bulup topladı. Emekli olunca Ankara’ya gelip yerleşti. Kendini tamamen dini konulara
verdi. Arapça yazı bildiği, kısmen medrese tahsili olduğu için dini temaları derinlemesine
inceledi. 1990 yılında Hakka yürüdü. Gerçek İslam dinine derin muhabbeti ol-·
duğu için bu konularda özgün incelemeler yaptı. Gerçek Kuran Tarihini okumak istermisiniz
(1986), Gerçek İslam Dini Nedir, Kuran’a Bakar mı.smız (1986); Gerçek İslam Dini
(1989) adlı yayınlanmış inceleme yapıtları vardır. Şiirleri kitap halinde yayınlanmamıştır.


Noksani gönülde kuş gezer iken
Yer gök kurulmadan suda yüzerken
Kandildeki nurdan okur yazarken
Aşkın cür’asından sunan Şah deyu


NOKSANİ (İsmail)
Asıl adı Ahmet Kaynar olan l899’da Sivas’ın Kangal ilçesinde doğan ayaklarından
özürlü bulunduğu için Ruhsati tarafından Noksani adı verilen ozan, Erzurumlu
Noksani’den ayrı bir kişi olup, 5 Mayıs 1972 de Kangal’da ölmüştür.
Bu kitaba aldığımız Erzurum’lu Noksani medrese öğrenimi gördükten sonra 30
yaşlarındayken Sadık Dede’nin müridi oldu. Bir bakkal dükk~nı açarak geçimini
sağlamaya çalıştı. Karısı yüzünden “İtibarını” yitirdiği, şeyhinin oria bu nedenle Noksani
mahlası verdiği belirtilir. Şiirleri, Alevi – Bektaşi edebiyatı geleneğine bağlıdır. XIX.
yüzyılın ilk yarısında 1872 de öldü. Doğum tarihi bilinmiyor.
Rahmetli Sadettin Nüzhet Ergun’un ve Rahmetli Vasfi Mahir Kocatürk’ün üç dört
şiirini yayınlayıp bilgi olarak da “19. yy. ozanıdır” dedikleri Noksani, Hasankale’li
Rahmetli Şinasi Koç’un 1943 – 45 yılları arasında derleyip toparladığı ve yayınlanması
için Adil Atalay’a verdiği defterdeki bilgiye göre 18. yy. ozanıdır.
18. yüzyılın sonlarında Erzurum’da doğmuştur. Asıl adı ismail’dir. Dönemin
koşullarına uyarak babası ona medrese öğrenimi yaptırır. Bu yıllarda ince Molla olarak
ünlenir.
Noksani’nin babası İsmail, Ağuçan Ocağından Sadık Dede’ye bağlıdır. Sadık Dede
ise Elazığ’m Sün köyünde Koca Seyyid oğullarındandır. Bu ocağın adı Ağuçan’dır.
Ocağın kökü imam Hasana varır.
Günlerden bir gün Sadık Dede, taliplerinden İsmail’i görmek için Erzurum’a gelir. Ev
halkı büyük bir sevinçle kendisini karşılar. İçlerinde İsmail yoktur. Sadık Dede, İsmail’i
sorar. Babası da “Buralardaydı. Nerede ise şimdi gelir” yanıtını verir.
Biraz sonra İsmail içeri girer. Onu yakından izleyen Sadık Dede, İsmail’deki
değişikliğin hemen farkına varır. O duruma göre İsmail, Alevi geleneğine göre “Zahir
ilmine” kapılmıştır. Kibirlidir. Kendinden üstün kimse olmadığı savındadır.
Bunu Anlayan Sadık Dede, elini öpen İsmail’in iki omuzu arasına iki eli ile vurur.
Dua eder. İsmail’in ağzından bir duman çıkar ve düşüp bayılır. Bir süre sonra ayılır ve
Sadık Dede’ye bakarak söyler.
Gönlümün ziyası, gözümün nuru
Gönlümde mihmanım sen oldun ezel.
Kolumun kuvveti, dizimin feri,
Ruh ile revanım sen oldun ezel.

Sadık Dede, ismail’e “Noksani” tapşırmasını verir. Bundan sonra kısa bir süre
içerisinde deyişleri dillere yayılır. Halkın sevgilisi durumuna gelir.
Yıllar sonra Hasankale’nin Taşlıyurt köyünde eğitmenlik yapan Rahmetli Şinasi
Koç, bu deyişlerle karşılaşır. Noksani’nin kimliği üzerinde araştırma yapar. Hasankale’nin
Esende (Bad – ı Civan) köyünden Veli Beğ oğullarından Molla Mahmut ve yeğeni
Bektaş’ta bir mecmua görür. Noksani’ye ilişkin deyişlerle doludur. Gene bu arada
Noksani’nin bir torununun sağ olduğunu işitir. Erzurum Halkevinde görevli olduğunu
öğrenir. Lütfiye adındaki bu torunla görüşür. Lütfiye o yıllarda ( l 945) seksenlik bir
bacıdır. Ondan öğrendiğine göre, Noksani’nin üç oğlu doğmuş. Rıza, İsmail, Zekiye.
Rıza’dan Adil ve Zekiye adlı iki torunu olur. ismail’den Ziya ile Lütfiye diye iki torunu
vardır. Lütfiye’den ise Makbule ve Hatice diye iki kız torunu olur. Makbule ise
Horasan’dan tahsildar Yaşar’la evlenir. Soy böyle yürür gider
Noksani Erzurum’da “Limoncu” ve “Kavcı” diye ünlenen dostları ile, ayrıca
Horasan‘ın “Endek” ve “Müşkü” köylerindeki dostları ile sık sık görüşür, muhabbet
edermiş.
Erzurum’da Taşmağazalarda bir küçük bakkal dükkanı varmış. Orada kazandığı
kazançla geçimini sağlarmış. Bir gün dostlarından biriyle muhabbet ederken, bir çocuk
gelir elinde az bir para vardır: “Noksani amca, al bu parayı bana şeker ver” der.

Noksani sohbetin içinde parayı alır eski şekerler top, toptur. Bir top alır verir, hiç
bakmaz bile. Çocuk eve gelir. Annesi şekeri görünce « Bu şekeri habersiz mi aldın » diye
sorar. Çocukla beraber dükkana varır. O zamana kadar misafir gitmiştir. Noksani Baba
tezgahının başına geçmiştir.
Kadın çocuğun eline gene o kadar para· verir. Şeker istetir. Parayi alan Noksani şekeri
kırar, tartarak verir. Bu kez az bir parça olur. Kadın sorar« Noksani Baba! biraz önce aynı
paraya pek büyük bir parça vermiştin )) dediğinde. Noksani Baba « ah … evladım getir o
muhabbeti ki verem o şekeri » der (Adil Ali Atalay, Noksani Baba, s : 7).

Hz. Ali ve oniki imam sevgisiyle dop – dolu olan Noksani, tarikatın tüm inceliklerini
şiirlerine ışık ve renk olarak düşürmeye özen gösteriyor. Varlık birliği öğretisini
somutlaştırarak sevgi, muhabbet örtülerine sararak lirizm denizine. şiir ummanına atıyor.
Akıcı, duru bir söyleyiş, kopukluk göstermeden tarikat, inanç, sevgi üzerine Noksani’nin
görüşlerini, di.işüncelerini yaşamı boyunca oluşturduğu bilgi birikimini sabır ve olgunluk
atmosferi ortasında şiirsel öğelere zarar vermeden Türkçe’nin tadını arttırarak sergiliyor.
Şiirleri Adil Ali Atalay tarafından basırılmıştır.


Hayalin gönlümde olalı mihman
Gah uslu gezeriz gah divaneyiz
Soyunup aşkından olmuşuz üryan
Gah Mecnun oluruz gah efsaneyiz

Cemalin göreli olduk serseri
Can verip bu yolda bulduk Haydar’ı
Lutf etti nuş ettik ab – ı kevseıi
Gah ayık gezeriz gah mestaneyiz

Muhammed Ali’nin aşkına düştük
Kudret kandilinden nura yetiştik
İmam Hasan ile ağuyu içtik
Gah tavaf – ı Kabe gah puthaneyiz

İmam Hüseyin’in kemter kuluyuz
Zeynel bahçesinin can bülbülüyüz
Ma’rifet bağında aşkın gülüyüz
Ayna – i Hüda’yı gah seyraneyiz

Her dem Muhammed Bakırı zikr eyleriz
Ca’feriyiz Hakk’a şükr eyleriz
Gah yedi tamuyu fikir eyleriz
Aşkın ateşinde gah pervaneyiz

Kazım ile yedi deryaya girdik
Rıza kapısından behişte yettik
Ummı:ma kavuştuk katarı kattık
Naci deryasında gah dürdaneyiz

Taki ile cümle canı gezeriz
Naki ismin daim okur yazarız
Hakipay – ı Askcri’yiz tozarız
Secde – i Adem’de Sadıkaneyiz

Aşıkız bekleriz biib – ı velayet
Vechinde okuruz hem yedi ayet
İki kaş dört kirpik zülfün tamam et
Kıblegah eyledik aşıkaneyiz

Noksani Mehdi – i Şah’a bendeyiz
Kanda varsak Kırklar ile cemdcyiz
Hakk’ı özümüzde bulduk demdeyiz
Pirin eşiğinde can kurbaneyiz


El – aman mürvettir kapına geldim
Muhammed Mustafa Ali gel yetiş
İsyan deryasına gark oldum kaldım
Hünkar Hacı Bektaş Veli gel yetiş

Tama aldatmakdır geziyor her bar
Hırsa nefse fırsat venne ya Cebbar
Sana sığınmışım Vahidülkahhar
Car günüdür İmam Zeynel gel yetiş

Yezidler elinde müşkil halimiz
Münkir münafık ferş etti yolumuz
Ya Muhammed Bakır sen al elimiz
imam Ca’fer kaldır kati gel yetiş

Dağlarca günahım vurma gül yüze
Cehennem narını gösterme bize
Musi – i Kazım ile pir İmam Rıza
Taki Naki f mam Ali gel yetiş

Tevbekanm muhabbetim var yolda
Mürvete gelmişim kusurum elde
Göster cemalini eyleme dulda
Hasanülaskeri şahım gel yetiş

Noksani arzu eder didar – ı cennet
Ma’sum – i paklerden erişe himmet
El – aman mürüvvet Mehdi Muhammed
Sarı Saltık Kızıl Deli gel yetiş


Yine havalandı gönlümün kuşu
Aşk ile şevk ile döner Şah deyu
Her dem bahar ister istemez kışı
Muhabbet bağında döner Şah deyu

Şer’ – i Muhammed’den bağlıdır başı
Hakikat yolunda döker gözyaşı
Arzu etmiş Rumda Hacı Bektaş’ı
Kubbesin üstünde döner Şah deyu

Mest olmuş eğlenmez aşkın bülbülü
Zehra vü Kübra’dır hakikat gülü
Saki – i kevserden gelse bir dolu
Aşk meyinden içer kanar Şah deyu

Hakikat meyinden içen uyanır
Hasan Hulk- u Rıza rengin boyanır
İmam Hüseyn al kanlara suvanır
Zakir sema eder döner Şah deyu

Masum – ı p§.klerden sağ kapı açar
Arif olan nice müşküller seçer
Lahmükelam olan serinden geçer
Kudretten delili yanar Şah deyu

Zeynel’abidin’le zindana düşer
Bakır kazanında kaynayıp pişer
Cafer ile yedi deryayı geçer
Gülşen bahçesinde döner Şah deyu

Kazım’la erişir gevher – i kana
Rıza ile girer hal meydanına
Sekiz uçmak içre Hak irfanma
Didarı seyreder döner Şah deyu

Muhammed Takiden bulur imanı
Ali Naki kaldıra zam gümanı
Askeri Mehdi – i sahipzamanı
Kalpte mihman eder tutar Şah deyu

Noksani gönülde kuş gezer iken
Yer gök kurulmadan suda yüzerken
Kandildeki nurdan okur yazarken
Aşkın cür’asından sunar Şah deyu


La – mekansın bi – mekansın
Bilirim cism içre cansın
Gah olursun sekiz cennet
Gabi niran olan dostum

U’l ü mercan kanı sensin
Gönlümün burhanı sensin
Katremin ummanı sensin
Sırr -· ı Süphan olan dostum

Gönül meyhanesi sende
Şarab – ı la’li kande
Kapında kulluğun mende
Şah – ı sultan olan dostum

Aslın güher gönlün gani
Sensin bu cismimin canı
Aşıkların yol erkanı
İlm – i cavidan olan dostum

Cemalin nur lebin kevser
Hakikat rahına rehber
Yüz dört kitapta ser defter
Sırr – ı Fürkan olan dostum

Hakikat ilminin babı
Zulmet içre afıtabı
Ma’mur eyleyen harabı
Gabi viran olan dostum

Bilirim mekanın kande
Nişanın var bin bir canda
Noksani‘ m der meylim sende
Şah – ı huban olan dostum


Hakikat rahına gideyim dersen
Günahların ele al da gel beri
Bir kamile yoldaş olayım dersen
Hırsı nefsi tamah sal da gel beri

Varup bir kamilden öğren nefsini
Nefsini bildinse bildin Rabb’ini
Varlıktan geçipte yok et kendini
Şeriatde edep al da gel geri

Tarikat dediğin bir ince yoldur
Ginnek diler isen nefsini öldür
Zikr – i tesbih ile kalbini doldur
Aşk – ı İlfilıide al da gel beri

Ma’rifete ginnek dilerse canın
Mansur meydanıdır al gel urganın
Suret uğrusundan sakla imanın
Herkesin dilinden bil de gel beri

Hakikat ummandır dalabilirsen
Bir ulu şehirdir ehlin bulursan
İptida bir sadıka yoldaş olursan
Bir işini koyma dal da gel geri

Sağdan müsahip tut sırrını söyle
Yarını yar idüp birliği boyla
Mürebbini bulup hem delil eyle
Sadık pirden himmet al da gel geri

Bir kamil mürşide özünü yitür
Dört k.apu kırk makam yerine getir
Dört canı bir idüp birliğe otur
Bahr – i muhabbete dal da gel beri

Bahr – i muhabbete dalan aşıkan
Muhabbetten kaçarı olur perişan
Dergah – ı Ali’den isterler nişan
Yükü~ la’I (ü) gevherden al da gel beri

Yükünü Mısır’dan Bağdat.’a ilet
Yemen illerinde müşteri gözet
Mülkün sahibiyle hesabın düzelt
Beklemeye bekçi bul da gel beri

Bir oda yap çar duvarını bir et
Rüzigar girmesin ma’mur abad et
Kapusm sır kilidiyle bünyad et
Beklemeye bekçi bul da gel beri

Metaın açuben müşteri gözle
Sadık sofilerin izini izle
Hain haramiden metaın gizle
Cevahir sarrafın bul da gel beri

O mal kıymetlidir her can alamaz
Can baha vermeyen malik olamaz
Kamile irmeyen kemal bulamaz
Bir gerçekten himmet al da gel beri

Noksani‘ yem arzum hakikat raha
Bir gerçek yüzünden yetir dergaha
Bir niyazım vardır gül yüzlü Şah’a
Lütf ide diyemi sen de gel beri


Lamekan ilinde bi nişan iken
Zuhur etti beni bir kan içinde
iiçyüz altmış altı nehirden gelen
Özüm katre etti umman içinde

Bir zaman ummanda cansız yatırdı
Can ceset verip el ayağım bitirdi
Nokta olup kalbim içre oturdu
Rızkımı bitirdi ol kan içinde

Tekmil vücut içre saldı cihane
Nefsi verdi iki babdan ayene
Gözünde nur oldu baktım cihane
Bencileyin yüz bin ver han içinde

Bir saman merderden şir emdim kandım
Tez vakit andanda dahi usandım
Diş bitirip abi nana dayandım
Vücudum beslerdim devran içinde

On beşinde yetip buldum kemalım
Nefse uyup isyan bahrına daldım
Vesveseyle bile otuz’a geldim
Hemen gezer idim güman içinde

Çok ilim okudum aklım yetmedi
Cahd eyledim kimse elim tutmadı
Çok amel kazandım fayda etmedi
Hor zelil gezerdim zindan içinde

Mani ilmi ledünden dersimi aldım
Okuyup fehm ettim sırrını bildim
Hakikat şehrini arz edip geldim
Kamile yetiştim irfan içinde

İbtida nefsimden okuttu beni
Nutkundan diriltti bu ölmüş teni
Merhamet eyledi ol gönlü gani
Katre olup gezdim umman içinde

Rabbimi öğrendim cümlenin canı
Küfür deryasında buldum imanı
Derde düştüm çok ara’dım dermanı
Tabibe eriştim bir an içinde

Derdimin dermanı yine derd oldu
Şahı merdan zübanımda vird oldu
İkrarımız birdir ceset dört oldu
Mansur gibi gezdim meydan içinde

Adalet sultanı yek nazar kıldı
Üç yüz altmış altı burcumu aldı
Aduları sürdü kendisi kaldı
Vücudum taht oldu sultan içinde

Gönlümün evinde kalmadı kara
Aşkı muhabbetle geldim didare
Dilimi eyledim sed hazer pare
Evsafın okunur kir’an içinde

Bülbül oldum gülü vasfeder dilim
Mahluk fark eylemez halim ahvalim
Gülşen bahçesine uğradı yolun
Bağı cennet huri gılman içinde

Bir köşede Hak kelamın söylerler
Bir köşede raksı sema ederler
Muhabbet rahine doğru giderler
Lahmeke lehm olmuş bir can içinde

Muhabbet bağında bir kubbe gördüm
Adem sıfatında aslını sordum
Aslı kainattır zatını bildim
Aleme can olan cihan içinde

Muhammet’tir tacı şemsiyle kamer
Ali’yul Murtaza belinde kemer
İki kulağında şebberi şübber
Hasanla Hüseyin iznan içinde

Bir gözünde zeynel aba nur olmuş
Bir gözünde İmam Bakır sır olmuş
Bir gözünde imam Cafer durr olmuş
Bir gözünde K~zım nuran içinde

Burnundan ağzından Rıza dem vurdu
Bir eliınden Taki cihanı kurdu
Bir elinde Naki divane vardı
Cennet kapısında rızvan içinde

Hasan Aleskari’ kuvvet ayağı
Muhammet Mehdidir kudret ayağı
Kubbeden zuhurdur cennetin bağı
Bir fidan bitip tir cinan içinde

Fidan kemalini buldu cennette
Sivi ahmer oldu sırrı vahdette
Arz eyliyen okur ilmi hikmette
Arz etmiyen kaldı güman içinde

On iki imamdan zuhura gelen
Çarde’yi masumu paki hak bilen
Yolunda ser verip hendesi olan
Sultan olur iki cihan içinde

Gülşan bahçesinde gezdim bir zaman
Gördüm’ki kurulmuş bir ulu divan
Muhammet Mustafa ol şiri Yezdan
Mürşidi Kamil var meydan içinde

Hakikat babında danışık olup
Muhammet’le Ali lisana gelip
Bahaneden bir nokta da yanılıp
Mürşid dare dikti meydan içinde

Ol zaman havadan bir top nur indi
Mürşidi kamilin dizine kondu
Minnetçi olup bile dare durdu
Nur nura karıştı nuran içinde

Minnet kabul olup dardan indiler
Ağızların temennaya sundular
Yerli yerine gediğine kondular
Tercüman dilerler erkan içinde

Cebrail emroldu gülşen bağına
Tercüman getir ki niyaz dağıla
Himmetleşip girdi yolun sağına
Kendi özün buldu cinan içinde

Fatimetühzehra’dır Ali’nin yari
Beline kuşandı hem zülfikarı
Düldül ata binip kırdı küffarı
Kamber önü sıra meydan içinde

Her pare içinde üçer nokta var
On iki noktadır birbirine yar
Yüzüne muştaktır şemsiyle kamer
Daim gelir gider cihan içinde

Bunlardır alemin nizamın veren
Kandili kudrete asılıp duran
Ezel yerin göğün binasın kuran
Ademi var eden isyan içinde

Ademin tevbesin kabul eyliyen
Ademde mevcut bilmeyip söyliyen
Halkı yetmiş iki millet eyliyen
Cümlesi vird eder züban içinde

Yüz yirmi dört bin nebiler nuru
Evliyanın kavli sırrı ikrarı
Her taraftan gösteren nuru envarı
Sıfatı ademde hir can içinde

Mahluk ile her bir dilden söyliyen
Güruhu Nacide karar eyliyen
Hakikat bahrına dalıp boylıyan
Muhabbet bağında gülşan içinde

Aşıklar ol nurdan ervahrn aldı
Ayine eyleyüp cemalin gördü
Ali’yle Muhammet bu yolu sürdü
Nur nura karıştı nuran içinde

Noksani‘ nin cesedinde can olan
Gönüller tahtında hem sultan olan
Eşidip gösteren hem dilde gelen
Evsafın okurum fur’kan içinde

(Alevi Bektaşi Şiir Antolojisi – İsmail Özmen)


 

Comments are closed.

X